03 Mayıs 2026 - Pazar

Bir Mesele-i Mahsus: 3 Mayıs, Tabutluklar ve Bizim 'Turancılar'

Zamanın eli, takvimin yapraklarını 3 Mayıs’a her getirdiğinde, hafızamızın tozlu raflarından bir dosya iner masaya: 1944 Olayları. Lakin bu, öyle sıradan bir yıldönümü anması, bir iki hamasi nutukla geçiştirilecek bir "bayram" değildir.

Yazar - Tuna Tokuç
Okuma Süresi: 3 dk.
Tuna Tokuç

Tuna Tokuç

muhasebe@tunatokuc.com -
Google News

 Eğer meseleye Ahmet Turan Alkan gözlüğüyle, yani o hafif müstehzi ama derinden yaralı üslupla bakacak olursak; 3 Mayıs, bu memleketin okumuş yazmış çocuklarının, devletin o meşhur "soğuk yüzüyle" tanışma merasimidir.

Efendim, hikâye malum: İkinci Cihan Harbi’nin barut kokusu Ankara’nın semalarına kadar ulaştığında, rüzgârın nereden eseceği pek kestirilemiyordu. Bir yanda Alman çizmeleri, diğer yanda Sovyet ayı’sı... Bizimkiler ise, yani o günün Türkçüleri, Sabahattin Ali ile Nihal Atsız’ın o meşhur davası vesilesiyle kendilerini Ankara sokaklarında buluvermişlerdi. Gençtiler, heyecanlıydılar ve en önemlisi; "Vatan" dediklerinde, sınırların ötesini de içine alan bir gönül coğrafyasından bahsediyorlardı.

Peki, ne oldu?

Devlet-i Aliyye’nin (yahut o günkü modern versiyonunun) refleksleri devreye girdi. "Tabutluk" denilen o daracık, o karanlık hücrelerde; Alparslan Türkeş’ten Zeki Velidi Togan’a, Nihal Atsız’dan Reha Oğuz Türkkan’a kadar bir nesil, "kafatasçılık" suçlamasıyla sorgulandı. Bugünün "demokrasi" havarilerine bakmayın; o gün o tabutlukların tavanından sızan sadece nem değil, bir fikrin istikbaline vurulan prangaydı.

Şimdi oturup şunu sormak lazım: 3 Mayıs bir bayram mıdır, yoksa bir muhasebe günü mü?

Eğer 3 Mayıs’ı sadece "Ne mutlu Türk’üm diyene" nidasının bir kutlaması sanıyorsak, yanılıyoruz. 3 Mayıs, bu toprakların evlatlarının kendi öz değerlerine sahip çıkarken, o günkü konjonktürün kurbanı edilişinin belgesidir. Ahmet Turan Alkan’ın deyimiyle söylersek; biz Türkler, devleti her zaman "baba" bilmişizdir de, o babanın bazen öz evlatlarını üvey evlat muamelesine tabi tuttuğunu unutmak istemişizdir.

1944’ün o Mayıs sıcağında Ankara Adliyesi’ne yürüyen o binlerce gencin yüzündeki ifadeyi iyi okumak icap eder. Onlar, sadece bir şairi protesto etmiyorlardı; onlar, bu coğrafyanın ruh köküne yabancılaşan bir anlayışa karşı "Biz buradayız" diyorlardı.

Bugün geldiğimiz noktada 3 Mayıs, hamasetin gölgesinden kurtarılıp gerçek bir entelektüel zemine oturtulmalıdır. Türkçülük, 1944’ün o dar hücrelerinde filizlenen bir direnişti; lakin bugün o direnişi, bilimin, sanatın ve yüksek kültürün diliyle yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Yoksa sadece takvim yapraklarını anmak, o gün tabutluklarda ter dökenlerin mirasına karşı biraz haksızlık olur.

Hasılıkelam; 3 Mayıs, birilerinin iddia ettiği gibi "ırkçılık" falan değil, bu milletin kendi özne olma iddiasıdır. Ve o iddia, tabutluklara sığmayacak kadar büyüktür.

Yine de sormadan edemiyor insan: Acaba bugün o tabutlukları kuran zihniyet mi değişti, yoksa biz mi çok "uyumlu" hale geldik? Orası meçhul...

Bayramınız mübarek, muhasebeniz bol olsun.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss