“Bir Gün Yarım Kalacak Her Şey”

İnsan, ölümün kendisine uğramayacağını düşünerek yaşar biraz.

Köşe Yazıları Yayın: 22 Ağustos 2026 - Cumartesi - Güncelleme: 22.08.2026 18:26:00
Editör - Haber Merkezi
Okuma Süresi: 6 dk.
Google News

Daha doğrusu, ölümün mutlaka geleceğini bilir de bunun kendi kapısını ne zaman çalacağını bilmediği için onu hep başkalarının hikâyesi zanneder. Sabah kalkar, yüzünü yıkar, kahvaltısını eder, telefonuna bakar, işe yetişir. Bir borcun taksidini, çocuğun okul masrafını, evin eksiğini, akşam ne yemek yapılacağını düşünür. Hayat, bütün sıradanlığıyla devam eder.

Ta ki bir ölüm haberi duyana kadar...

“Düğüne giderken kaza yapmışlar.”

“Cenazeden dönerken hayatını kaybetmiş.”

“Halısahada kalp krizi geçirmiş.”

“Motosiklet kazasında yaşamını yitirmiş.”

Haberin ardından birkaç saniyelik bir sessizlik olur. Sonra insan ister istemez sorar:

“Nasıl olmuş?”

Oysa ölümün nasıl olduğu, çoğu zaman hikâyenin görünen tarafıdır. Kaza, hastalık, yaşlılık, düşme, kalp krizi... Bunlar bizim gözümüzün gördüğü sebeplerdir. Asıl hakikat ise çok daha kısa ve çok daha kesindir:

Ecel gelmiştir.

İnsan, ölüm haberlerini yalnızca başkalarının başına gelmiş bir hadise gibi okumamalı. Her ölüm, aslında bize gönderilmiş bir haberdir. Her cenaze, kendi yolculuğumuzun sessiz bir provasıdır.

Fakat biz bu haberi nedense hep başkalarının adresine bırakılmış bir mektup gibi okuruz.

“Falanca vefat etmiş.”

“Allah rahmet eylesin.”

Sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz.

Çünkü hayat devam etmek zorundadır.

Çocuklar okula gidecektir. İşyerinin kepengi açılacaktır. Faturalar ödenecektir. Evde eksilen bir şeyin yerine yenisi alınacaktır. Bir borç kapanacak, başka bir borç çıkacaktır. Çocuk büyüyecek, üniversiteye gidecek, askere gidecek, evlenecek. Sonra torunların derdi başlayacaktır.

Dünya işi böyledir.

Bitmez.

Tam “Şu işi de halledeyim” dersiniz, önünüze iki iş daha çıkar. Bir meseleyi çözersiniz, başka bir mesele kapınızı çalar. İnsan, dünya işlerinin peşinden giderken bir bakar ki yıllar geçmiş.

Sonra bir gün, hiç beklemediği bir anda, kendi ölüm haberi başkalarının telefonuna düşer.

İşte hayatın en tuhaf tarafı burada başlıyor.

Biz dünyadaki işlerimizi bitirmeye çalışırken dünya bizim işlerimizi bitirmeyi hiç beklemiyor.

“Şunu da tamamlayayım.”

“Biraz daha para biriktireyim.”

“Çocukların işi yoluna girsin.”

“Şu borç da kapansın.”

“Emekli olunca ibadetlerime daha çok vakit ayırırım.”

“Biraz daha rahatlayınca kendime çeki düzen veririm.”

İnsan, hayatını sürekli bir sonraki boşluğa erteliyor.

Oysa ölüm, ertelenmiş bütün planların üzerine tek bir cümle yazıyor:

Vakit doldu.

Ecel geldiğinde insanın dünyayla kurduğu bütün hesap kapanıyor. Yarım kalan işlerin tamamlanması için ilave bir süre verilmiyor. “Bir beş dakika daha...” deme imkânı olmuyor.

Dünya ile aramızdaki bağ, bir anda kesiliyor.

Geride ev kalıyor, araba kalıyor, banka hesabı kalıyor, yapılacaklar listesi kalıyor, hatta bazen henüz gönderilmemiş bir mesaj bile kalıyor.

İnsan ise hiçbirini yanında götüremeden başka bir âleme doğru yola çıkıyor.

Belki de ölümün bize hatırlattığı en önemli şey budur:

Dünyayı terk etmek zorunda olduğumuzu bilerek dünyada yaşamak.

Bu, dünyayı bırakıp bir köşeye çekilmek demek değildir.

Çalışacağız.

Kazanacağız.

Çocuklarımızı büyüteceğiz.

Evimize ekmek götüreceğiz.

İşlerimizi düzgün yapacağız.

Sorumluluklarımızı yerine getireceğiz.

Bütün bunlar hayatın tabii icaplarıdır.

Mesele dünyayı terk etmek değil; dünyanın bizi terk edeceğini unutmamaktır.

Asıl mesele de burada düğümleniyor.

İnsan, geçici olanı kalıcı zannetmeye başladığında yanılıyor.

Dünya işlerini önemsemek başka şeydir, bütün hayatı dünya işlerinden ibaret sanmak başka...

Birincisi hayatın gereğidir.

İkincisi ise insanın kendisini unutmasıdır.

Çünkü hayat bize verilmiş bir sermayedir. Sermayenin mahareti ise onu ne kadar uzun süre elimizde tuttuğumuz değil, onu ne için harcadığımızdır.

“Daha çok yaşayayım” diye uğraşıyoruz.

Ama asıl soru belki de şu olmalı:

“Bana verilen ömrü nasıl yaşayayım?”

Aradaki fark küçük görünür, fakat insanın bütün hayatını değiştirecek kadar büyüktür.

Dünya işleri bitmeyecek.

Bir dosya kapanacak, yenisi açılacak.

Bir borç bitecek, yenisi başlayacak.

Bir ihtiyaç karşılanacak, başka bir ihtiyaç çıkacak.

İnsan “artık tamam” dediği gün bile hayat ona yeni bir yapılacaklar listesi uzatacak.

Çünkü dünya böyledir.

İşler bitmez. Ömür biter.

Öyleyse mesele, bütün işleri bitirip sonra hayata ve ahirete dönmek değildir.

Mesele, işler bitmeden ömrün bitebileceğini unutmamaktır.

Belki bugün yapmamız gereken en önemli işlerden biri, yapılacak işler listemize bir madde daha eklemektir:

“Nereye gittiğimi unutmayacağım.”

Çünkü insanın önünde iki hayat vardır.

Biri şu anda yaşadığı ve her gün biraz daha eksilen hayat...

Diğeri ise hazırlığını yine bu hayatta yapmak zorunda olduğu ebedî hayat.

Ve elimizdeki fırsat, yalnızca şu andır.

Dün geçti.

Yarın ise henüz bizim değil.

Bize verilen ise şu an.

İnsanın hayatındaki en kıymetli sermaye de zaten budur.

Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss