“Maliye’nin Masası ile Çarşının Gerçeği”

Ekonomi yönetiminin kamuoyuyla paylaştığı yeni vergi düzenlemeleri nihayet TBMM gündemine taşındı.

Köşe Yazıları Yayın: 07 Mayıs 2026 - Perşembe - Güncelleme: 07.05.2026 12:05:00
Editör -
Okuma Süresi: 5 dk.
Google News

Teklif; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun başta olmak üzere, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu ile doğrudan yatırımlar ve İstanbul Finans Merkezi’ne ilişkin çeşitli mevzuatlarda önemli değişiklikler içeriyor.

İstanbul Finans Merkezi’ne yönelik düzenlemelerin, Türkiye’nin finansal rekabet gücünü artırma hedefi açısından yerinde olduğu kanaatindeyim. Ancak aynı olumlu değerlendirmeyi, 6183 sayılı Kanun’da öngörülen tahsilat düzenlemeleri için yapmak oldukça güç.

Çünkü sahadaki gerçeklerle, masadaki düzenleme arasında ciddi bir mesafe bulunuyor.

Bugün özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından temel sorun; vergi ya da SGK borcunun varlığından çok, bu borcun sürdürülebilir şekilde ödenemiyor olmasıdır. Piyasadaki daralma, tahsilat sorunları ve yüksek finansman maliyetleri nedeniyle esnafın nakit akışı ciddi biçimde bozulmuş durumda. Birçok işletme artık yalnızca ana borcu değil, biriken faiz yükünü de taşıyamaz hale geldi.

Teklifte kamu borçları için azami taksit süresinin 72 aya çıkarılması ve teminatsız tecil limitinin 1 milyon TL’ye yükseltilmesi ilk bakışta olumlu görünebilir. Ancak uygulamanın ekonomik gerçeklikten uzak kaldığı açık.

Zira mevcut sistemde tecil faizi yaklaşık yüzde 39 seviyesinde. Gecikme zammının aylık oranı ise yüzde 3,7 civarında; bu da yıllık bazda yaklaşık yüzde 44’lük bir maliyete karşılık geliyor.

Başka bir ifadeyle devlet, mükellefe şu mesajı veriyor:

“Önce yüksek gecikme faizleriyle büyümüş borcunuzu kabul edin, ardından bunu yine yüksek bir tecil faiziyle uzun vadeye yayalım.”

Bu yaklaşım, yapılandırmadan çok borcun zamana yayılması anlamına geliyor.

Üstelik uygulamada birçok vergi dairesinin yapılandırma veya tecil işlemi öncesinde mükelleften peşin ödeme talep ettiği biliniyor. Özellikle gecikme zamlarıyla oluşan toplam borcun belirli bir kısmının ön ödeme olarak istenmesi, zaten finansal darboğaz yaşayan işletmeler için süreci daha da zorlaştırıyor.

Oysa bugün piyasada ihtiyaç duyulan şey yalnızca “taksit” değildir; gerçek anlamda bir mali rehabilitasyondur.

Esnafın nefes alabilmesi için;

  • Tecil faiz oranlarının makul seviyelere çekilmesi,
  • Gecikme faizlerinin önemli ölçüde silinmesi veya yeniden hesaplanması,
  • Vergi ve prim borçlarının kapsamlı bir yapılandırma modeline dönüştürülmesi gerekir.

Aksi halde kağıt üzerinde sağlanan kolaylıkların sahada karşılık bulması oldukça zor olacaktır.

TBMM görüşmeleri sırasında bu konuda daha kapsamlı bir düzenleme önerisinin gündeme gelmesi sürpriz olmaz. Çünkü mevcut ekonomik koşullar, klasik tahsilat anlayışından daha farklı bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Teklifin dikkat çeken bir diğer başlığı ise “Varlık Barışı” düzenlemesi.

Düzenlemeye göre gerçek ve tüzel kişiler; yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirebilecek. Bildirilen varlıkların iki ay içerisinde Türkiye’ye transfer edilmesi veya fiziken yurda getirilerek sisteme dahil edilmesi gerekiyor.

Ancak burada dikkat çeken en önemli unsur vergi oranı.

Yeni düzenlemede varlık barışı kapsamında getirilen varlıklar için yüzde 5 oranında vergi öngörülüyor. Belirli yatırım ve sistemde tutma şartlarının sağlanması halinde bu oran düşebilecek olsa da, önceki uygulamalarda yüzde 2-3 bandında kalan oranlarla kıyaslandığında mevcut yük oldukça yüksek görünüyor.

Dolayısıyla temel soru şu:

Bu maliyet seviyesinde, kayıt dışı varlıkların sisteme gönüllü şekilde dahil edilmesi beklenen ölçüde gerçekleşir mi?

Bunun cevabını ise piyasanın vereceği reaksiyon belirleyecek.

 
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss